google-site-verification=tFBABHlIscMbHrh_O3Chnnq-cRT7yOJIlgHSc7Nm8qA
top of page

SOSYAL AĞ PAYLAŞIMLARI VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

  • Yazarın fotoğrafı: Av. Arb. Gizem Akile İlbay
    Av. Arb. Gizem Akile İlbay
  • 9 Şub 2024
  • 4 dakikada okunur

..................................................................................................................................................


Başvurucu; öncelikle ihtilaflı Facebook paylaşımını yapmadığını, ilk derece mahkemesinin polis merkezinde verdiği ifadesini esas alarak ifadeleri kendisinin sarf ettiğini kabul ettiğini oysa bu yönde Mahkeme huzurunda verilmiş bir beyanı olmadığını belirtmiştir. Paylaşımdaki ifadelerle müştekiyi hedef aldığının kesin olmadığını, aksi kabul edilse dahi bunun hakaret olarak değerlendirilemeyeceğini, hakkında adli para cezasına hükmedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Başvuru, ifade özgürlüğü kapsamında incelenmiştir. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

İfade özgürlüğüne yapılan müdahalenin dayanağı olan 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin kanunilik ölçütünü karşıladığı değerlendirilmiştir. Müdahalenin başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır. Bu belirlemenin ardından müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ölçütü bakımından incelenmesi gerekir.

Anayasa'nın 26. maddesinde korunan ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir ihtiyacı karşılayan orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72). Somut olayda başvurucunun ifade özgürlüğü ile bu özgürlüğe yapılan müdahalenin meşru amacı olan müştekinin şeref ve itibarının korunması hakkının çatıştığı görülmüştür. Bu noktada ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında adil bir denge gözetilmesi önemlidir (bu konuda genel ilkeler için bkz. İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, §§ 65-73). Çatışan bu haklar arasında dengeleme yapılırken kullanılması gereken ölçütler genel olarak şunlardır:

i. İfadelerin kim tarafından dile getirildiği (Nihat Zeybekci, B. No: 2015/5633, 8/5/2019, § 29; Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 59),

ii. Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük önceki davranışları yanında katlanması gereken bir eleştirinin sınırlarının sade bir vatandaşa göre daha geniş olup olmadığı (hedef alınan kişinin kamusal yetki kullanan bir görevli olması nedeniyle yapılan değerlendirmelerin bulunduğu kararlar için bkz. İlhan Cihaner (2), § 82; Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 45; Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 60-66; Ali Suat Ertosun (7), B. No: 2014/1416, 15/10/2015, § 36; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, §§ 128, 129; hedef alınan kişinin siyasetçi olması nedeniyle yapılan değerlendirmelerin bulunduğu kararlar için bkz. Bekir Coşkun, §§ 66, 67; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 56; Kemal Kılıçdaroğlu, §§ 59-61)

iii. İfadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamu ile diğer kişilerin düşünce açıklamaları karşısında sahip oldukları hakların ağırlığı (Bekir Coşkun, § 69; Çetin Doğan (2) [GK], B. No: 2014/3494, 27/2/2019, § 62; Ergün Poyraz (2), § 56; Kadir Sağdıç, §§ 60-66; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73; Nihat Zeybekci, § 32)

iv. Kamuyu bilgilendirme değeri, toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı (İbrahim Okur (2), B. No: 2018/12363, 26/5/2021, § 28; Seray Şahiner Özkan, B. No: 2016/6439, 9/6/2021, § 44)

v. Müştekinin kendisine yöneltilen ifadelere cevap verme imkânı olup olmadığı(Temel Coşkun, B. No: 2017/1632, 29/1/2020, § 33; Şaban Sevinç (2), B. No: 2016/36777, 26/5/2021, § 42; Nihat Zeybekci, § 39)

vi. İfadelerin hedef alınan kişinin hayatı üzerindeki etkisi (Ali Suat Ertosun (2), B. No: 2013/1592, 20/5/2015, § 33; Hüseyin Kocabıyık, B. No: 2020/15593, 22/11/2022, § 24)

vii. Cezalandırmaya konu edilen ifadelerin kullanıldığı bağlamdan koparılıp koparılmadığı (Nilgün Halloran, § 52; Bekir Coşkun, §§ 62, 63; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 45, Nihat Zeybekci, § 36)

viii. Başvurucunun yaptırıma maruz kalma endişesinin başvurucu üzerinde caydırıcı etki yaratıp yaratmayacağı (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ergün Poyraz (2), § 79; Kemal Kılıçdaroğlu ve Cumhuriyet Halk Partisi, B. No: 2014/12482, 8/5/2019, § 46)

ix. Dava konusu söylemlerin maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği (Deniz Karadeniz ve diğerleri [GK], B. No: 2014/18001, 6/2/2020, §§ 48, 49; Durmuş Fikri Sağlar (2) [GK], B. No: 2017/29735, 17/3/2021, § 50)




SOSYAL AĞ PAYLAŞIMLARI VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ
SOSYAL AĞ PAYLAŞIMLARI VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

Somut başvuruda mevcut beyanlardan başvurucu ile müştekinin oturmakta olduğu sitede kat malikleri arasında ortak alanla ilgili çeşitli anlaşmazlıkların bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda başvurucu ile müştekinin eskiden beri husumetli olduğu yorumuna ulaşmak mümkündür.

Anayasa Mahkemesi pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir (Ali Suat Ertosun, B. No: 2013/1047, 15/4/2015, § 66; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 102). Şu hâlde ihtilaflı Facebook paylaşımındaki ifadelerin kaba ve kırıcı olduğu değerlendirilse dahi toplumda bireylerin birbirlerine kaba ve kırıcı sözler sarf ettiği her olayda adli bir ceza ile mahkemelerin ifade özgürlüğüne müdahale etmeleri beklenmemelidir. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin meşru olabilmesi için onu gerekli kılan sosyal bir ihtiyacın mevcut olduğunu müdahaleyi yapan yargı mercii ortaya koymalıdır. Aksi hâlde başvurucunun sosyal medya hesabından müşteki aleyhine yaptığı kabul edilen her kaba yahut kırıcı paylaşım sebebiyle suç işlediğinden bahisle başvurucu hakkında ceza mahkûmiyetine otomatik olarak karar verilmesinin demokratik bir toplumun vazgeçilmez unsuru olan ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki doğuracağı şüphesizdir.

Başvurucunun paylaşımıyla müştekiye hakaret ettiği sonucuna ulaşan ilk derece mahkemesinin ise Anayasa Mahkemesinin dikkate aldığı ölçütleri (bkz. § 11) somut olay özelinde değerlendirmediği, sadece "noniş" kelimesinin hakaret niteliğinde olduğu sonucuna ulaştığı görülmüştür. Şöyle ki mezkûr gazetede müştekinin isminin devamında "Nonoş benim, dedi." şeklinde başlık atıldığı, başvurucunun hesabından yapılan paylaşımda da "nonoş" kelimesi ile gazetedeki başlıkla paralel olarak müştekinin hedef alındığı şeklinde yorum yapılmış; bunun da ötesine geçilerek başvurucunun müştekinin cinsel yönelimini hedef aldığı iddia edilmiştir. Diğer bir söylemle derece mahkemesi, başvurucunun müştekiye "nonoş" dediğini kabul etmiştir.

Buna karşılık gerekçeli kararda ilk derece mahkemesi, Gerçek Haber isimli yayında müşteki ile ilgili olarak büyük önem verdiği yazının içeriği hakkında bilgi vermediği gibi söz konusu yazıdan hareket ettiğinde başvurucunun sözlerinin hangi şekilde hakaret suçunu oluşturduğunu da ortalama bir okuyucunun anlayacağı şekilde açıklamamıştır. Bu noktada ilk derece mahkemesinin söz konusu kelimeyi olayların ve başvuruya konu açıklamanın bütününden kopararak aşırı yorum yaptığı söylenebilir. Zira başvurucunun müştekiye hakaret kastının olmadığını savunduğu dikkate alındığında Mahkemenin başvurucunun sarf ettiği "noniş" ile "nonoş" kelimelerinin aynı manada olup homoseksüel erkekler için kullanıldığını değerlendirmesi ve başvurucunun asıl amacının müştekiyi küçük düşürmek olduğunu kabul etmesi ancak başvurucunun kullandığı kelimelere onun verdiği anlamın ötesinde anlamlar yükleyerek mümkün olmuştur. Anayasa Mahkemesinin altını çizdiği üzere ihtilaflı ifadelere başvurucunun verdiği anlamın ötesinde bir anlam yüklenmemelidir (Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 69).

Sonuç olarak ilk derece mahkemesinin ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında adil bir denge kurduğundan bahsedilemeyeceği, mahkeme gerekçesinin başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahale yönünden ilgili ve yeterli olmadığı değerlendirilmiştir.

Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir......


 
 
 

Yorumlar


bottom of page
google-site-verification=tFBABHlIscMbHrh_O3Chnnq-cRT7yOJIlgHSc7Nm8qA